Mutlulugu bulmanın sırrı

En son güncellendiği tarih: Tem 20


Mutlulugu bulmanın sırrı ruhunu bedenini ve zihnini dinlemekten gelir ancak ruhun bedenin zihnin görüntü ve ses kayıtlarınızın korkularınızdan mı endiselerinizden mi öfkenizden mi negatif çıkarımlarınızdan mı besleniyor yoksa pür saf sevgi sefkat uyum denge enerjisiyle mi size hayat planınıza hayat amacınıza uygun olarak hizmet ediyor.


Bunu kesinlikle kontrol etmelisiniz.Mesela çalıstıgınız isinizde gerçekten severek mi çalısıyorsunuz yoksa parasız işsiz kalma korkusu mu sizi orada çalışmaya mecbur bırakıyor..Aşık olduğunuzu sandığınız adama gerçekten mi aşıksınız yoksa yalnızlık korkunuz veya neslinizi sürdürememe korkunuz mu onunla mecburen kalmanızı sağlıyor?


Celladına aşık olan maktül gibi ...


Bilimsel adıyla "Stockholm Sendromu"


Örnekleri saymakla bitmez bazılarını paylasıyorum.






Stockholm’de 23 Agustos 1973 günü bir soygun oldu. 

* Bu sendroma adını veren olay 1973 yılında İsveç’in Stockholm şehrinde yaşandı. 23 Agustos günü bir bankayı (Sveriges Kreditbank) soymak üzere basan soyguncular 4 banka görevlisini 6 gün (131 saat) rehin tuttu. Soyguncular banka personeline iyi davrandı, aralarında iyi ilişkiler olustu; rehineler polisin bankayı basacagını fark edip soyguncuları uyardılar; daha sonra mahkemede soyguncular aleyhine ifade vermek istemediler, savunma ücreti için para topladılar, hattâ bir bayan görevli soygunculardan biriyle evlendi. Olay, “soyguncular bankadan para çalamadılar ama bazı insanların kalbini çaldılar” biçiminde yorumlandı.


**Ülkemizde hem çizgi animasyonu, hem de TV dizisi olarak gösterilen Güzel ve Çirkin (Beauty and the Beast) filminde; zengin, yakısıklı ama kötü kalpli adam, kapısına gelen yaşlı büyücü kadını kovdugu için çirkin bir yaratıga dönüstürülür. Köyün fakir ve güzel kızı (Belle) çirkin adamın evine hizmetçi olarak gelir; adam ona da kötü davranır, eve hapseder, ama kız gene de adama âşık olur. Adamın zamanla huyu düzelir, hayvan görünümlü yüzü gene eski yakısıklı haline döner…


***The Simpsons dizisinin bir bölümünde de evin babası Homer kaçırılmıs ve SS gelistirmisti. Terence Stamp’ın oynadığı 1965 yapımı The Collector, Woody Allen’in Sleeper (1973), Sidney Lumet’nin Dog Day Afternoon (1975), Nick Cassavetes’in John Q (2002), David Hackl’ın Saw(Testere, 2008) filmleri, Stockholm Sendromunun örneklendiği öyküleri olan baska yapımlardır.  


**** İlk çekimi 1933 yılında yapılmıs olan King Kong filmi de esasında bir SS öyküsüdür: Vahşi bir adada film çekimi yapılırken ada yerlileri filmin basrol oyuncusu sarısın kızı (Ann Derrow) kaçırarak canavara kurban etmek isterler. 8 metre boyundaki canavar K. Kong kızı kurban edilmekten kurtarır, onunla bir oyuncak gibi oynar, kız da onu sever. Yönetmen K.Kong’u kafes içinde göstererek para kazanma pesindeyken, kız onu kurtarmaya çalısır…


***** Sendromun tanımlanmasından önce de sonra da bu sasırtıcı kavramın çesitli versiyonlarını isleyen öykü ve filmler olmustur. Örneğin George Orwell ‘1984’ isimli romanını 1949 yılında yazmıstı ve kitapta Winston karakterinin, kendisine iskence yapan kisiye aşık oldugunu anlatmaktaydı.




Psikanalistler zorba kisilere karsı duyulan sempatiyi, hemen akla geliveren mazohizm’den farklı biçimde; bir basa çıkma (coping) mekanizması, bir çesit transferans olarak yorumlamaktadırlar. Baska bir ifadeyle;“Güçlü saldırgan ile özdeşleşmeye veya boyun eğerek onun buyruğuna girmeye dayanan bir savunma mekanizması.

Pragmatik açıdan bakıldıgında, bir rehine eger saldırgana uyumlu davranırsa ve kendini ona sevdirirse, onu kısmen de olsa kontrol edebilecegine, santaj amacıyla kurban seçme durumu olursa kendisine ayrıcalıklı davranması ve zarar vermemesi için ondan yana görünmenin yararına inanabilir (Survival Identification Syndrome, Common Sense Syndrome). Burada, yasamı korumaya yönelik kurnazlık politikasının sınırının aşılması; empati kurulması, transferans yapılması, yarı-hipnotik durumlardan hayranlıga ve aşka kadar abartılması da mümkündür. Saldırganın küçük bir iyiligine asırı pozitif anlamlar atfedilmesi ve yüceltilmesi, bireyin olayı gerçekçi değerlendirmesini bozar. Saldırganın aslında iyi oldugu, eyleminde bazı erdemler bulunduğu gibi zihinsel çarpıtmaların esiri olabilir. Ancak rehin alan kişilerin fiziksel veya sözel kötü davranışları, etkilenmeye müsait kişilerde bile sendromun gelişmesini durdurmaktadır.


Neredeyse bugüne kadar bütün eski aşk romanlarına bakın zalim hastalıklı (ki bunun için çok geçerli sebepleri olan ) bir erkek kalbi taş gibi olmuş ancak kız saf ve masumdur gelir ve onun kalbini eritir kendine aşık eder ve sonsuza kadar mutlu olurlar.


Örneklerine bakın epeyde sükse yapmış romanlarda bunlara dahil Fifty shades of greyler gibi..


Tabi kahraman burda asıl saf ve masum kızımız :) Tabi ki gerçek hayatta işler biraz daha farklı yürüyor.


Sevgilerimle


Nazire Çavuş



Not: Prof.Dr.Muzaffer Çetingüç'ün yazısından yer yer alıntı yapılmıştır.

11 görüntüleme

İletişim

Danışma

                                                                                                   ADN CENTER 2017 © Tüm hakları saklıdır.

Bu sitedeki bilgiler tavsiye niteliğinde olup tedavi amaçlı değildir. Uygulamaların sorumluluğu site sahibine ait değildir. Sağlık sorunlarınız için mutlaka bir hekime danışınız..Hekime gitmeden ve teşhis koydurmadan şikayetiniz ne olursa olsun, buradaki bilgiler ile kendi kendinizi tedavi etmeye kalkışmayınız. Buradaki bilgilerin kesinlikle bir hastalığı teşhis amacı yoktur. Sadece bilgilendirme amaçlı paylaşılmış yazılardır.